Home Map E-mail
 
Eng |  Հայ |  Türk |  Рус  |  Fr  

Başlangıç
Ana
Delegasyonlar
Site haritası
Geri bildirim
Bize ulaşın
Linkler
Soykırım öncesi
Ermenistan Tarihi
Resimler
Ermeni Soykırımı
Soykırım Nedir
Ermeni Soykırımı
Kronoloji
Ermeni Soykırım resimleri
Ermeni Soykırım haritası
Kültürel Soykırım
Hatırla
Belgeler
Amerikan
İngiliz
Alman
Rus
Fransız
Avusturyalı
Türk

Araştırmalar
Kaynakça
Kalanların hikâyeleri
Şahitler
Medya
Alıntılar
Genel alıntılar
Tanıma
Ülkeler
Uluslararası örgütler
Taşra yönetimleri
Kamusal dilekçeler
Misyon
Müdürün sözü
Basın bülteni
Museum G-Brief
Röportajlar
Haberler
Konferanslar
Etkinlikler
Kitap yılı 
Lemkin eğitim bursu 
   Müzesi
Bilgi
Ziyaret
Daimi sergi
Geçici sergi
Online sergi  
Anma Kartları  
   Enstitüsü
Amaçlar
Yayınlar
Bilimsel dergi  
Kütüphane
ESME kolleksiyonu
   Tsitsernakaberd Anıtı
Tanıtım ve tarih
Anıt resimleri
Anma Günü
ESME Dostları
 

Armenian General Benevolent Union
All Armenian Fund
National Academy of Sciences of Armenia
Public Radio of Armenia
Armenian News Agency
ARMEDIA  Information, Analytical Agency
Inhomage
armin
armin
armin
armin
armin
1000000lives



Haberler

՛՛TÜRK JANDARMALARININ ELLERINDE KIRBAÇLARLA GELDIKLERINI, BIZI ITE KAKA DER ZOR’A GÖTÜRDÜKLERINI HATIRLIYORUM՛՛.

MARYAM BAĞDİŞYAN’IN TANIKLIĞI
(D. 1909, MUSA DAĞ, HACI-HABİBLİ KÖYÜ)


Maryam Bağdişyan Musa Dağın Hacı-Habibli Köyü’nden.Onun anlattıklarına gȍre babası askere aldılar, genç yaştaki annesi ise üç küçük çocuğuyla dağa tırmanamadı ve Arabistan çöllerinde sürgün edilenlerin kafilesinde buldu. Herkesi Adanaya götürdüler. Aç ve susuz tabii. Annesi ve küçük kızkardeşi açlık ve susuzluktan öldüler, Maryam Bağdişyan ve bir kızkardeşi ise nihayet yetimhanede bulundu.



mouradian
«...1914’te babamı Hacı-Habibli Köyü’nden askere aldılar. Genç yaştaki annem üç küçük çocuğuyla dağa tırmanamadı ve bizler kendimizi Arabistan çöllerinde sürgün edilenlerin kafilesinde bulduk. Türk jandarmalarının ellerinde kırbaçlarla geldiklerini, bizi ite kaka Der Zor’a götürdüklerini hatırlıyorum. O kadar dövüyorlardı ki, yaşlı bir adamcağız yere düştü, son nefesini verdi. Daha önce hiç görmediğim kadar çok insan vardı. Her yerden gelen Ermeni vardı: Dörtyol’dan, Hacın’dan, Zeytun’dan, başka yerlerden de Ermenileri getirip oraya yığmışlardı. Orda güneşin altında kaldık. Herkesi Der Zor’a götürdüler. Bizimle birlikte olan dedem oraya gitmedi; zira, oğlu, yani babam Türk Ordusu’nda askerdi. O şekilde, biz Der Zor’a gitmekten kurtulduk. Ondan sonra bizi Homs’a götürdüler. Hükümet’ten emir geldi: “Köpekleri zehirleyin!” diye. Hükümet bu şekilde, Ermenilerin hakkından gelin demek istiyordu; ama, Adana valisiydi Cemal Paşa bize sahip çıktı. O gerçekten de köpekleri zehirletti; Ermenileri ölümden kurtardı; ama: “isimlerinizi değiştireceksiniz; Türk isimleri alacaksınız ki, sizi öldürmesinler” dedi. Cemal Paşa küçükken Ermeni bir kadın tarafından emzirilmiştir, o yüzden Ermenilere iyi gözle bakıyor, diyorlardı. O daha sonra, isimlerimizi değiştirmemiz için bize emir verdi; biri Şükrü oldu, diğeri Ahmet, bir diğeri Hüseyin; başlarına bir şey gelmesin diye, kadınların kızların isimlerini de değiştirdiler. Bu şekilde Ermeni kaldık. Bize: “Sizi Halep’e götüreceğiz” dediler; ama, Halep’e götürmediler; Homs’ta bıraktılar. Orda her taraftan gelen çok insan vardı; güneş kavuruyordu; insanlar yorgan yüzlerini çıkarıp çadır kurmuşlardı; güneş kendilerini kavurmasın diye o çadırların içine sığınmışlardı. Çok sıcaktı. Su yoktu. Tükürdüğünde, tükürük yere ulaşamıyordu.

Varduhi adında küçük bir kız kardeşim vardı; ağlıyor, üzüm istiyordu. Güzel bir kadın olan annem, elini göğsüne vurarak ağlamaya başladı: “Bağımızdaki yaş dallar üzümlerin ağırlığından bükülüyordu; şimdi yavrum üzüm istiyor, veremiyorum” Sonra o küçük kız kardeşim su istedi; ama, su da yoktu. Zavallı, “Su! Su!” diye diye annesinin kucağında öldü... Babamla toprağı biraz kazdık, içine çocuğu koyup, yolumuza devam ettik. Bir yere vardık; o geceyi taşların, kayaların arasında geçirdik. Aramızda birkaç hasta, yaşlı, kör, topal erkek vardı; geri kalanların hepsi kadın ve çocuktu. Bir de baktık ki, Türkler bizi soymaya gelmişler. Dedem orada öldü... Gece yatacak yer olmadığını hatırlıyorum; annem yerde yatmıştı; biz de, yani ben, Khatun ablam annemin saçlarını örüyorduk; onun saçlarıyla oynuyorduk.

Birden bir kadın geldi; geçerken bize bakarak şöyle dedi: “Zavallı masum yavruların anneleri ölmüş, bundan haberleri bile yok!...” Biz çocuktuk; biricik annemizin artık hayatta olmadığını nasıl bilebilirdik. Tanıdığımız olan Margar’ın karısı işlediği oyaları Araplara satardı. Bir Arap kadın ona: “Bana yardım edebilecek küçük br kız yok mu ?” demiş. O Ermeni kadın bana: “Yürü bakayım seni bir Arabın evine götüreyim” dedi. Ben de kalkıp onunla gittim. Zengin, çok iyi kalpli bir kadındı o Arap; eğer öldüyse, Allah rahmet eylesin. O, terziydi; evinde dikiş yapıyordu. Zengin hanımlar eve gelip gidiyor, kahve, sigara içiyorlardı. Ben ise uzaktaki su kuyusundan testiyle su taşıyor, yün eğiriyordum… 5-6 yaşındaydım. Ben orda dört yıl kaldım. Sonra, Alman Homs’u terk ettiğinde, Türk de yenildi; İngiliz ve Fransızlar gelip şehre girdiler. Bir gün gene elimde testiyle kuyunun başında bekliyorum; bir Rum papaz geldi ve bana Arapça sordu: - Ya Benti, enta arman? (Ey kız, sen Ermeni misin?).
Ben de şöyle cevap verdim: Bitım İslam, bıl alim arman, yani: dilim İslam dili, ama kalben Ermeniyim. Bana şöyle karşılık verdi: - Çabuk gel, seni sizinkilerin yanına götüreyim. Ben su dolu testiyi eve götürdüm; ses çıkarmamak için pabuçlarımı çıkardım; yavaşça evden çıkıp papazı takip ettim. Kurban olayım Allah’ıma. Papaz beni Rum Mahallesi’ndeki öksüzler yurduna götürdü; orda pek çok öksüz vardı.
Onların arasında buldum Khatun kız kardeşimi. Onu buldum; sevindik; ama, ben Ermenice konuşmayı unutmuştum; Arapça konuşuyordum. Dilimizi unutmuştum…»


Verjine Svazlian, Ermeni Soykırımı:Hayatta kalan görgü tanıklarının anlattıkları, 294(294), İstanbul, 2013, s. 770-771.






Follow us



VİRTUAL MÜZESI

Uluslararası birliği

genocide
20 yüzyılın soykırımlarının karşılaştırmalı analizi
Uluslararası Soykırım Araştırmacıları Birliği’nin
12. konferansı
8-12 Temmuz 2015, Erivan

LEMKİN EĞİTİM BURSU  

Lemkin

ÖZEL PROJE

100photo
ERMENİ SOYKIRIMI HAKKINDA 100 FOTOĞRAF HİKAYESİ


GEÇICI SERGILER

brand book
Ermeni Soykırımı’na adanmış Geçici Sergiler
Ermeni Soykırımı 100. Yıldönümüne ilişkin 2015’te tüm yıl boyunca ESME bilimsel yenilikler içeren ve müze sergilerinde kullanılan modern teknoloji ve yeni tasarımlarla düzenlenen dünyanın çeşitli ülkelerinde aynı zamanda sergilenecek olan yaklaşık yirmi değişik çokdilli sergi planlamakta.

HATIRLA

Hatırla
Torosyan Grigor (Kiko )1884’te Akn şehrinde (Batı Ermenistan, Kharbert vilayeti) doğmuş. Küçük yaşta Torosyan Grigor Konstantinoupolis'e (İstanbul) taşındı. Kiko redaktör, kitapçı, yayıncı, mizahçıtı. Torosyan Grigor tarafından 5 yıl boyunca ''Kikoyi Taretsuytsı''(‘’Kiko’nun yıllığı’’) yayımlanmış. O 1915'te yakalandı ve öldürüldü.

ERMENI SOYKIRIM MÜZE-ENSTİTÜSÜ İNGİLİZCE ULUSLARARASI BİLİMSEL DERGİ ÇIKARIR  

Ermeni Soykırım Müze-Enstitüsü İngilizce Uluslararası Bilimsel Dergi Çıkarır
Ermenistan, Erivan 0028
Tsitsernakaberd Anıtı
Tel.: (374 10) 39 09 81
Fax: (374 10) 39 10 41
    2007-2014 © Soykırım Müzesi     e-posta : info@genocide-museum.am